Felç geçirdiğim gün, yatağa bağlı bir bedenle uyandım. Ama kafamın içi hiç bu kadar hızlı çalışmamıştı. O gün sadece bir organımı değil, sessiz bir savaşçıyı da kaybettim: kendimi. Ama sonra fark ettim ki, kaybettiklerimi yazarak geri alabilirim.
İlk başta sadece günlük tutuyordum. Ne hissettiğimi, nelerden korktuğumu, hangi anlarda pes etmek istediğimi yazıyordum. Sonra bir gün dedim ki: “Ya bunları başkaları da okursa?” Belki benim gibi felç geçirmiş birisi, belki hasta yakını, belki de sadece zor bir dönemden geçen biri…
Kitap yazarak hayatımı anlatırsam, belki bir kişiye dokunabilirim ve bir kişi daha hayata tutunabilir.
Bu düşünce beni harekete geçirdi. Tek parmakla, sol elimle, harf harf yazmaya başladım. Her kelime bir nefesti. Her cümle, “hâlâ buradayım” demenin bir yoluydu.
Yazmak beni iyileştirmedi ama yaşama bağladı. Çünkü her satırda kendimi biraz daha geri kazanıyordum. Ve fark ettim ki, anlatmak sadece bir eylem değil; bir varoluş biçimi.
Belki benim hikâyem tıpkı seninkine benziyor. Belki de hiç benzemiyor. Ama eğer bu yazıyı okuyorsan, söylemek istediğim tek bir şey var:
Sen de yazabilirsin. Sen de anlatabilirsin. Ve en önemlisi, sen de hayata tutunabilirsin.
Çünkü bazen bir cümle, bir hayat kurtarır.
Goran Mikulić
